Ara
  • Faruk YILDIZ

KIRMIZI KAMYONET(ÖYKÜ)


Sıska parmaklarını halı sahanın tellerine kenetlemiş, dikkatle içerdeki maçı izliyordu. Efsunlanmış gibi, gözleri hep topun peşinde...

Aslında yaz başında taşınmışlardı bu kenar mahalleye. Pek alışamamıştı hâlâ. Akranları oyunlarını çoktan kurmuş olduğundan tüm yaz, tek eğlencesi buydu Ömer’in. Kuytu bir köşeye geçip halı sahadaki maçları izlemek...

Bu defa da öyle dalmıştı ki seyre, dünyadan haberi yoktu sanki. Hemen arka tarafındaki boş pazar yerine gelen kırmızı kamyonetin gürültüsünü bile onu daldığı bu rüyadan uyandıramadı.

Kamyonetten iki adam indi. Uzun boylu yerinde kaldı. Hafifçe arabaya yaslanıp hemen bir cigara tellendirdi. Diğer adam da -daha esmer daha gürbüz olan– vakit kaybetmeden halı saha tarafına yürüdü. Adamın yaklaşığını fark eden birkaç çocuk fısıldaşıp yavaşça ortadan kayboldular. Esmer adam, diğer çocukların yanına gelip birkaç şey söyledi. Fakat belli ki işe yaramadı. Sonra gözü tellere asılı kalmış gibi duran sıska bir çocuğa takıldı.

“Delikanlı! “dedi adam babacan bir tavırla.

“Bize biraz yardım etsen ya...”

Sonra bir müjde veriyor edasıyla devam etti:

“Hem bak, para da veririz sana...”

“Hayır” demesini henüz öğrenememişti Ömer. Önce ellerini sonra zor da olsa gözlerini ayırdı sahadan. Tek kelime etmedi ve bir kabahat işlemiş gibi usulca adamın peşine takıldı.

Bir kamyonete, kırmızı bir kamyonete kaç kasa sığar? On, yirmi, elli, yüz... İş zor değil gibiydi aslında. Pazar yerine önceden yığılmış boş kasalar alınıyor, birkaç adım ötedeki kamyonetin üstüne konuluyordu. Fakat bir türlü bitmek bilmedi. Ömer baktı ki olmuyor, üçer dörder taşımaya başladı. Zorlukla önünü görüyor, kamyonette istif yapan uzun adama kadar zor bela getiriyordu kasaları. Arada bir eline batan kıymıkları çıkarmak için duruyor fakat zaman kaybetmemek için çok umursamayıp tekrar işe dönüyordu.

Vakit geçti. Güneş kızarmaya yüz tuttu. Halı sahadaki maç bitmiş, yerine bir yenisi başladığını duyuran zilin sesi çoktan duyulmuştu. Ama şimdi bunun pek kıymeti yoktu Ömer için. Elinde, aklında, önünde yalnızca tahta kasalar vardı artık.

Bu dalgınlığını fırsat bilen paslı bir çivi, dizinin üzerinden takılıp koca bir delik açtı pantolonunda. Sanki göğsündeki bir şeylerin yırtıldığını Ömer.

“Olsun... “dedi içinden.

“Belki şu para...”

Nihayet kamyonetin üstündeki adam aşağı atladı. Öteki bilmem kaçıncı cigarasını attı. Ayağıyla şöyle bir ezdi. Kapağı kapatıp kilitleri çaktı. Sonra bir motor sesi, bir kapı sesi... Kamyonet yavaşça kıpırdamaya, homurdanmaya başladı.

Ömer el ayak altında olmamak için biraz geri çekildi.

Yola koyulmaya hazır adamlara bakıp “Unuttu mu acaba? “diye düşündü.

Cesaretini toplayıp kamyonete doğru birkaç adım attı. Esmer adam kolunu pencereden çıkarıp bir cigara daha yakmıştı çoktan . Ömer’le göz göze geldi ama istifini hiç bozmadı.

“Unutmamış!” dedi içinden Ömer.

“Unutmamış…”

Hemen gözlerini kaçırdı adamdan. Adımlarını geri çekti ve usulca kamyonete yol verdi.

Ömer de unutmadı, Unutamadı…

Ömrünce…

Ve ne vakit kırmızı bir kamyonet görse gözleri yere indi, elleri sızladı...

Faruk Yıldız


176 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now