Ara
  • Faruk YILDIZ

Kömür


“Bence günah falan olmaz.” dedi kızıl saçlı çocuk. Ardından gözlerini iri iri açtı. Avcunun içine sıkıştırdığı sıska parmaklarıyla ince dudaklarını sıyırdıktan sonra iştahla konuşmaya devam etti. “Hem öyle olsa şimdiye kadar çoktan kovarlardı bizi. “ Ötekiler pek ikna olmamıştı aslında. Fakat kızıl saçlı çocuğun son söylediğinde bir haklılık payı olduğunu biliyorlardı. Bu zamana kadar bir kötülük yapıyor olsalar, mesela kömür toplamak hırsızlıktan falan sayılsa, birileri mutlaka gelir; onları limanın önünden kovar ve muhtemelen de bir güzel pataklardı. Oysa şimdiye kadar hiç kimsenin başına böyle bir şey gelmemişti. Mahalledeki bütün oğlanlar için değişmez bir şeydi bu. Her yaz, aynı şey olurdu. Kömür yüklü gemi salı ve perşembe günleri gelir, çocuklar limanın önüne toplaşır, ardından kamyonlar işlemeye başlar ve tıka basa dolu kasalarından yol boyunca irili ufaklı kömür parçalarını yola saçarlardı. İşte o zaman ortalık çocuklara kalırdı. Hepsi saklandığı yerden bir bir çıkar, yola dökülen kömür tanelerini eve götürmek için birbirleriyle yarışırlardı. Kızıl saçlı çocuk, üç senedir gidip geliyordu liman önüne. İlk zamanlar o da diğerleri gibi kamyonların girip çıktığı, boyası dökülmüş kapıya yakın bir yer tuttu kendisine; fakat çok geçmeden fikrini değiştirdi. Ana yola yakın, ilerideki virajların birinde beklemek; oraya düşenlerden payını almak daha akıllıca görünmüştü gözüne. Zaten o, böyle bir çocuktu. Kimselerin düşünmediğini düşünür, aklına bir şey koyduğu zaman da mutlaka bir yolunu bulur, icabına bakardı. Bu sefer de öyle yapmıştı. İki arkadaşını yanına almış, diğerlerinden ayrılmış, virajın hemen dibinde yeni bir yer bulmuştu kendisine. Bir aksilik çıkmazsa ikindiye doğru bitiyordu işleri. Her seferinde topladıkları kömürü üçe bölmek de aralarındaki değişmez bir kuraldı. Elbette bütün bu çaba, koca kışı çıkarmaya yetmiyordu. Fakat ilkbaharda bol bol yağmur yağar, dereler sele dönüşür, o sel dağlardan yıkılmış ağaçları sürükler, denize ulaştırır ve sahil bu ağaç parçalarıyla dolarsa çocuklar onları da toplardı. Böylece gelecek kış için işler biraz daha yola girmiş olurdu. Küçük dalların sobayı tutuşturmaktan başka hiçbir işe yaramadığını herkes biliyordu. Daha kalın olanlar ise belki biraz olsun ısıtmaya yarardı. Ama kömür… Kömür öyle miydi? Asıl meziyet bu kara taşların içindeydi hiç şüphesiz. Şöyle bir avuç attın mı sobaya, ev iyice ısınır, gece yatana kadar da idare ederdi. Çocuklar, iliklerine kadar işleyen kış günlerinden bilirlerdi bunları. Bu yüzden bu kömür toplama işi onlara zor gelmez, hatta bunu kendilerince bir eğlenceye, bir oyuna dönüştürürlerdi. En hızlı toplayanın, en fazla toplayanın, gözü kapalı toplayanın ama en sonunda hepsinin birden kazandığı bir oyun… Bugün kızıl saçlı çocuğun aklında başka bir şeyler olduğu her hâlinden belliydi. Ne vakittir düşünüyordu aslında bunları. Kaç gündür tozu dumana katan kamyonların ardından gözlerini kısıyor, onları dikkatle izliyor, kafasında bir şeyler kurup duruyordu sürekli. Şuna emindi artık. Eğer yoldaki kasisler biraz daha fazla olsa… Ya da çukurlar biraz daha derin olsa … O vakit bu kömür hasadı daha bereketli olacaktı hiç şüphesiz. Bunu zamanında, yani kamyonlar gelip geçmeye başlamasından önce düşünmüş olsa belki bir yol bulur, çukurları büyütürdü. Ama geç kalmıştı artık. Ayrıca içlerinden biri başlamadan önce bunun kötü bir fikir olduğunu savunmuş ve şöyle demişti: “Yola asfalt dökerlerse o zaman görürsün gününü.” “Doğru.” dedi kızıl saçlı çocuk ama yine de vazgeçmedi. Zaten o, böyle bir çocuktu… Kimselerin düşünmediğini düşünür, aklına bir şey koydu mu da mutlaka bir yolunu bulur, icabına bakardı. Bu sefer de öyle yaptı işte. Kimseye bir şey söylemeden sahile indi. Çok geçmeden elinde kocaman bir odunla geri döndü. “Çukura falan gerek yok.” dedi gülümseyerek. Elindeki odunu gösterdi. “Kömür vakti ya, bunu alan olmamış.” Diğerleri pek yanaşmamışlardı bu işe. Hatta biri “Günah olur!” diye tutturmuştu. “Hepsi aynı gemiden gelmiyor mu, niye günah olsun ki?” Bunu duyunca o da inadından vazgeçmişti sonunda. Yola tekrar geldiklerinde kızıl saçlı çocuk sihirli bir asa gibi tuttuğu odunu sıkıca kavradı. Büyükçe bir kayanın ardına saklandı. Diğerlerinin meraklı bakışları arasında, gelen ilk kamyonun arka tekerlekleri arasına attı elindekini. Lastikler hafif bir sarsıntıdan sonra yoluna devam etti. Pek işe yaramışa benzemiyordu. Kızıl saçlı çocuk birkaç kez daha denedi aynı şeyi. Sabrı tükenmeye başlarken biraz da kızarak şöyle söylendi. “İki lastik birden geçsin üzerinden, siz asıl o zaman görün!“ Tam o anda yaklaşan bir kamyonun sesi duyuldu. Kamyon geldi, çocuk odunu attı, lastikler sarsıldı ve tek seferde, hiç olmadığı kadar kömür saçıldı yola. Kamyon gözden kaybolunca bütün çocuklar büyük bir zafer kazanmış edasıyla fırladılar yola. Bağırıp çağrıştılar. Böyle birkaç kamyonu daha alt etseler yanlarında getirdikleri kömür sepetleri erkenden dolar, bu iş çabucak biter ve onlar da doğruca okul bahçesine top oynamaya giderlerdi. Bir çırpıda, büyük bir iştahla temizlediler yolu. Yeni bir kamyon limandan çıktığında hepsi çoktan yerini almıştı. Kızıl saçlı çocuk daha büyük bir hevesle fırlattı elindekini. Fakat odun bu kez istediği gibi yolun ortasına kadar gitmedi. Bir an tereddüt etti çocuk. Çıkıp alsa, tekrar atmayı denese… Hayır! Şoföre görünmesi, her şeyi berbat etmesi işten bile değildi. En iyisi tam önünden geçerken davranmak, odunu bir hamlede arka lastiklere doğru itmekti. Bekledi, bekledi, bekledi… Ve tam düşündüğü anda fırladı saklandığı taşın arkasından. Elini oduna uzattı, ayağı kaydı ve yere kapaklandı… Kamyon, bu kez de hiç olmadığı kadar sarsılmıştı. Her zamankinden fazla kömür saçtı yola. Üzerindeki tonlarca yük, kulakları yırtan motor sesi olmasa içindeki iri kıyım şoför bir şeylerden şüphe edebilirdi belki. Ama etmedi. Geldiği gibi hızla ve gürültüyle döndü virajı. Bu sefer de çığlıklar attı çocuklar. Biri hariç… Biri susuyor, biri yol ortasında hareket etmeden duruyordu. O hep susacaktı artık. Çığlık atmayacak, sevinmeyecek, gülmeyecek, seneye de giysin diye bir numara büyük alınmış ayakkabılarıyla top oynamayacaktı artık. Ertesi gün bir gazetenin üçüncü sayfasına kızıl saçlı bir çocuğun fotoğrafını koydular. Bir de kamyon fotoğrafı vardı haberde. Kamyonun tepesinde kocaman harflerle “Allah Korusun” diye yazıyordu. Mahalleden biri bu haberi gazeteden kesip bir kenara sakladı. Zaten o, böyle bir mahalleydi. Biri gazetede haber olursa mutlaka alıp saklanırdı. İyi ya da kötü, ölü ya da diri fark etmezdi…

FARUK YILDIZ


79 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now