Ara
  • Faruk YILDIZ

Ulan Bahtiyar Abi


Bizim Bahtiyar Abi'yle aramız, bu saatten sonra düzelmez artık.

Zor adamdır zira kendisi. Dile kolay, onca senedir -maliyeden emekli olduğu günden beri- hemen her gün aynı vakitte şu kahveye gelir; köşedeki kirişe dayalı, küçük masaya bir başına oturur; akşama kadar da yerinden kalkmazdı.

İlk zamanlar bizim Kahveci Cemil çok yadırgardı onun bu bilmiş hâllerini. Sonra baktı, kimseye bir zararı yok, o da alıştı günden güne. Daha doğrusu hepimiz alıştık zamanla. Sevdik diyeceğim ama o kadarına da pek dilim varmaz.

Hakikaten zor adamdı çünkü Bahtiyar Abi. Sevmesi zordu, sevilmesi zordu… Hele üstünkörü selam verip telaşla yerine geçti mi iyiden iyiye çekilmez bir adam olurdu. Hemen çayını söyler, yeşil kadife örtünün üzerinde duran gazetelerden birini eline alır, gözlüklerini burnunun ucuna indirir, dik dik sayfalara bakıp hepsini didik didik ederdi.

En lüzumsuz haberlere bile takardı kafayı. Olmadık şeylere hiddetlenip söylenir, aklına esti mi de hepimize sesli sesli okurdu.

Kimseleri beğenmezdi. Onun için bizim gibiler; işe yaramaz, bir halttan anlamaz bir avuç kalabalıktık yalnızca. Memleketin hâli de her daim perişandı zaten. Başa kim gelirse gelsin… Ne hükümeti beğenirdi Bahtiyar Abi ne muhalefeti. Zengin birini gördü mü yüzüne iğrenir gibi bakar, arkasından da mutlaka konuşurdu.

“Çok para ancak çalıp çıpanda olur.”

Biri dayanamayıp itiraz edecek olursa da

“Bu vakitte en azından…” diye üste çıkardı hemen. Sonra da gözlerini aça aça, bir suçluyu azarlar gibi etrafındakilere döner ve imalı bir bakış atarak,

“Gemisini yüzdürmenin peşinde herkes!” derdi sık sık.

“Bu memleket düzelmez!” diye de hepten ümidini keserdi bizden.

Bu kadar konuşmasına, söylenmesine kızardık elbet. Bazen hak verdiğimiz şeyler de olurdu. Gerçi onu da pek beğenmezdi ya, neyse...

Biraz da yaşına hürmeten, pek ses çıkarmazdık genelde. Fakat arada sıra biri tutamaz kendini ters bir laf ederse de gücenir, birkaç gün kahveye uğramazdı, o kadar.

Yalan yok! Hepimiz böyle böyle geçip gidecek sanırdık günleri. Bahtiyar Abi'yi hep aynı nakaratı çalan, bozulmuş bir plak gibi köşesinden duyacağız sanırdık. Ta ki o ikindi vakti gelip çatana kadar…

O gün kahveye adımı atar atmaz bizim Kahveci Cemil’i Bahtiyar Abi'nin yakasına yapışmış hâlde bulduk. Aklımız gidecekti bir an. Zira Cemil dediğim insan azmanı bir adam. Olur da şöyle okkalı bir tokat savuracak olsa yarısı boşa giderdi maazallah.

Derhal girdik araya. Zar zor Cemil’in elinden kurtardık adamı. Daha ne olup bittiğini anlamadan kargaşanın, gürültünün arasında sıvışıp gitti Bahtiyar Abi. Cemil’i de zorla tuttuk peşinden gitmesin diye. Hemen altına bir iskemle çekip oturttuk.

“Hayrola Cemil, bu ne hâl!”

Bir müddet hiç cevap vermedi bize. Kendi kendine kahreder gibi aynı şeyi söylendi durdu sadece.

“Ulan Bahtiyar Abi! Ulan Bahtiyar Abi…”

“Noldu oğlum, anlatsana. Ne diye giriştin adama?”

Birkaç bardak su içti Cemil. Derin derin soludu. Omzundaki peşkire alnını, boynunu sildi ve sonra ne var ne yoksa döktü ortaya.

Mesele aslında ta bizim Bahtiyar Abi'nin oğlu Barış’a kadar uzanıyormuş. Kaç zamandır oğlanın okulu bitirdiğini duymuştuk aslında. Dört yıllık bir şey okumuş, bölümü pek de para etmeyince işsiz güçsüz kalmıştı ortada. Bir iki iş vardı aslında; fakat Bahtiyar Abi'nin de huyunu bildiğimizden, pek ısrar edememiştik.

Gel zaman git zaman bir de duyduk ki Barış’ı bizim belediyede işe almışlar. Hatta hemen bir oda tahsis etmişler oğlana. Kapısında da adı yazıyormuş. Sevindik tabii duyunca. Barış, biraz sümsük falan ama nihayetinde bizim mahallenin çocuğu. Eli ekmek tutsun, ne güzel işte.

Ne bilelim… Meselenin aslı başkaymış meğer. Cemil’in dediğine göre bizim Bahtiyar Abi geçen ay gizlice Ankara’ya gitmiş. Tanıdık kim varsa koymuş araya, kapı kapı dolaşıp bir şekilde işini ayarlamış. Olansa garibim Mehmet’e olmuş tabii. Üç çocuk babası zavallı adamı sırf Barış’ı işe almak için çıkarmışlar belediyeden. Gözünün yaşına bakmadan, eline üç beş kuruş tazminat sıkıştırıp kapının önüne öylece koyuvermişler.

Çok kızmıştı Cemil. Öyle ki bunları duyar duymaz yakasına yapışmıştı Bahtiyar Abi'nin. Biz de çok kızmıştık elbet ama yapacak hiçbir şeyimiz yoktu.

O günden sonra Bahtiyar Abi'yi yalnızca iki kez gördüm. O da sokakta, tesadüfen… Kaçar gibi , selamsız çekti gitti yanımdan.

Cemil ise sırf hırsını alamadı diye köşedeki o masayı kaldırıp diğer tarafa taşıdı. Ne işe yaradı, neyi unutturdu bu, bilmem. Ama ben ne zaman bu kahveye oturup birkaç çay içecek olsam hâlâ kulaklarımda bir şeylerin çınladığını duyar, içten içe hak veririm adama.

“Gemisini yüzdürmenin peşinde herkes!..” FARUK YILDIZ

#farukyıldız #öykü #hikaye #UlanBahtiyarAbi #edebiyat

109 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now