Ara
  • Faruk YILDIZ

Eğer Bir Gün...


Eğer bir gün öğretmen olur, yolunuz Demircili Köyü'ne düşerse sakın ola yanınıza birden fazla bavul almayın.

"Tek adam , tek parça...

Tek adam , tek parça..."

Minibüsçü İsmail'in ağzına bir sakız gibi doladığı, uygun gördüğü her yolcuya tekrarladığı tekerlemesi budur.

Köylüler; bu aksi adamı tanır, huyunu suyunu bilirdi. Bu sebepten ekseriyetle onun istediği gibi yanlarına tek parça yük alırlardı . Arada bir fazla yükü olan da çıkardı. İsmail homurdanır, söylenir... Lakin dayanamaz fazlalık saydıklarını da alır, sıkıştırıverir bir tarafa.

Siz mi ?

Siz şimdilik misafirsiniz...

***

Kervan bu... Yolda düzülür. Vakti gelince, bir anda -sanki saatlerdir yerinde beklemiyormuş gibi- hareket eder minibüs. Sonra incesinden bir kaç sual sorarlar size :

“Hayırdır?

Kimsiniz ?”

Siz cevap verdikçe devamı gelir soruların. Birkaç yolcu ile konuşuyorum sanmayın. Pek belli etmezler fakat arabadaki hemen herkes sizi dinlemektedir. Konuşma iştahınız pek yoksa, yalnız cevap vermek ile yetinmekteyseniz bu fasıl kısa sürer.

Unutulursunuz... Minibüstekiler sözleşmişler gibi kendi sohbetlerine dalarlar.

Kulaklarınız yokuşa asılan motorun sesiyle dolar.

Konuşmalar... Motor sesi... Konuşmalar… Hepsi birbirine karışmıştır artık. Hepsi birleşmiş, yoğrulmuş tıpkı içinizdekine benzer bir homurtu hâlini almıştır. Siz de kafanızı cama dayamış, yavaş yavaş şehrin izlerinin gözlerinizden silinmesine şahitlik edersiniz.

Her şey değişir...

Etraf tenhalaşır. Yollar daralır, bozulur, kıvrılır, uzar gider… Yolda yayan insanlar vardır. Korna sesi duyunca ellerini kaldırıp selam verirler.

Köpekler bile başkadır. Şehirde gözden ırak, silik bir hayat süren köpekler burada arabaları kovalayacak kadar cüretkârdır.

Kısaca her şey değişmektedir…

***

Vakit, hep bir adım önünüzde… Mekânı umursamıyor ve yine hızla akıp gidiyor. Köye geleli bir aydan fazla olmuş... Olmuş olmasına lâkin içinizdeki homurtular size rahat vermiyor. Hâlbuki Mehmet Muhtar her bir ihtiyacınızı görmek gayretinde. Misal, lojman daha siz gelmeden hazırdı. Köylü bir olup okulu da elden geçirmişler. Belki biraz eski bir bina ama iş görür şimdilik. Yemek desen, herkes unutsa Züleyha teyze bir tas çorbayı göndermeden edemez.

Lakin çocuklar... Asıl sorun onlarda. Ne yapsanız olmuyor. Onca zahmete onca emeğe rağmen karınca adımı ile ilerlemekte her şey. Denemedik yöntem denemedik yol kalmıyor. Pek dillendirmiyorsunuz ama huzursuzluğunuzun sebebinin onlar olduğu aşikâr.

Çocuklar...

Hem birbirlerine benziyor hem de birbirlerinden bir o kadar farklılar. Çoğu akraba; çoğu dedesiyle, ninesiyle adaş... Mehmet, Zeynep, Hasan... Onlar da mutsuz... Sizi gördüklerinde garip bir tedirginlik çöküyor üzerlerine. Daha az gülüyorlar. Siz sormadıkça pek konuşmuyorlar.

Yine böyle yorucu bir ders daha... Toprağı eşelemekten kan ter içinde kalmış bir çiftçi ya da akıntıya inat küreklere asılan ama yerinde mıhlanıp kalan bir kayıkçı gibi hissediyorsunuz kendinizi. Çaresiz, gözleriniz yere dönük… Ve dersi bitiriyorsunuz:

“Çocuklar!...

Kaldırın kitaplarınızı...”

Siz eşyalarınızla meşgulken bir sessizlik oluyor sınıfta. Garip bir şey... Bir orman yolunda etrafı saran ama çok şey söyleyen garip bir sessizliğe benziyor. Gözlerinizi çevirip sınıfa bakıyorsunuz.

O da ne!...

Çocuklar…

Hepsinin elinde kitap var… Hepsi verdiğiniz buyruğa uymuş “kitaplarını kaldırmış” yukarıda tutmaya çalışıyor.

Donup kalıyorsunuz. Sonra… Sonra da basıyorsunuz kahkahayı. Gülüyorsunuz, çok gülüyorsunuz... Çocuklar da gülüyor. Elleri hâlâ havada...

İşte o an her şey değişiyor. O anda buluyorsunuz ne zamandır aradığınız yöntemi. O anda anlıyorsunuz:

“Çocuklar ancak gülünce öğrenir …”

İşleri biraz olsun yoluna koyan, her şeyi biraz daha iyi anlamanızı sağlayan işte böyle bir yanlış anlaşılma oluyor.

Her şey değişiyor...

Eğer bir gün siz de Demircili köyünde hocalık yapacaksanız hepsinden önce böyle gülen yüzlere muhtaçsınız.

O günler birer mazi olduğunda, bu gülen yüzlerin, hatıralarınızın tozlu raflarında birer biblo gibi öylece durduklarını göreceksiniz.

***

FARUK YILDIZ

Bu yazıya,

"Elli Beş Öğretmen Elli Beş Hikaye" adlı öykü kitabında yer verilmiştir.


163 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now